Site Tasarım: Savaş Çekiç Uygulama: İkipixel

Bu sitede bulunan resimler ve dökümanlar M. Sinan Genim'e aittir ve izinsiz kullanılamazlar. Ancak gerekli izin alındıktan sonra ve kaynak gösterilmek kaydıyla kullanılabilir.

Yayımlar / Bildiriler

MİHRAPLI ve MİNBERLİ NAMAZGÂHLARA BİR ÖRNEK

Açık havada namaz kılmak için hazırlanmış olan namazgâhlar, kendi içlerinde basit bir mimari bütünlüğü meydana getirirler. Zeminden biraz yüksekçe bir seviyede, genellikle çimen veya toprak bir zemine sahip olup gölge vermesi maksadıyla içlerinde birkaç ağaç bulunur. Çevresi, içi ile aynı kotta bir duvarla çevrilidir. Bazı namazgâhlar zeminden bir basamak yüksekte olmalarına karşılık, bazıları birkaç basamaklı giriş yerine sahiptir.

Etrafı duvarla çevrili alanın uç kısmına kıbleyi gösteren bir taş dikilir. Bu taşların hemen hepsinin üzerinde namazın farz olduğunu belirten bir âyet vardır. Ayrıca çevrelerinde namaz kılacakların abdest almaları ve su içmeleri için bir de çeşme yapılmıştır. Çeşmelerin kitâbelerinde namazgâhı yaptıranın adı ve yapılış tarihi bulunur.

Çok kere kervan yolları ve büyük yerleşmelerin mesirelerinde yapılmış bulunan namazgâhlar, yukarıda anlatıldığı gibi namaz kılınacak gölgelikli bir yer, bir kıble taşı ve bir çeşmeden meydana gelirler [Arseven 1970].

Geleneksel mimarimizin araştırmacı ve basit mimari kompozisyonları geliştirici özelliği namazgâhları da etkilemiş, mihraplı ve minberli, genellikle zemini taş döşeli özel bir anlama sahip namazgâhların meydana gelmesine sebep olmuştur. Namazgâhlar basit ve mimari bir özelliği olmayan, sadece bir ihtiyaca cevap verecek mekânların, istenirse nasıl bir mimari yapı özelliği kazanacağını göstermesi bakımından ilginçtir.

Söz konusu yapılar içinde Gelibolu Azepler ve Bursa Umur Bey namazgâhları fevkalâde güzel bir işçilik ve mimari kompozisyona sahiptir. Bunlar kadar gelişmiş olmamakla birlikte, burada tanıtmaya çalışacağımız Konya Musallâ Namazgâhı bu mimari anlayışın değişik bir örneğidir.
 
KONYA MUSALLÂ NAMAZGÂHI
Kalenderhane mahallesinde, Musallâ’da Şeyh Halîlî Türbesi önünde ve doğusuna doğru uzanmaktadır.

Etrafını çevreleyen duvarın üzerindeki kitâbeye göre 945 [1541] yılında yapıldığı anlaşılmaktadır.

Mimarı belli değildir.

Bânisi söz konusu kitâbeye göre Kanûnî Sultan Süleyman devri vezirlerinden Hüseyin Paşa’dır.

YAPININ İNCELENMESİ
Konya Vakıflar Müdürlüğü’nün 4526 umumi ve 42 yaprak numaralı kaydına göre, namazgâhın üç tarafından kabristan, bir tarafında da kuyu merası bulunmaktadır. Son yıllarda tamir olan namazgâh büyük ölçüde tahrip olmuştur. Bu tahrip bilgisizce yapılan bir tamirin, eseri korumaktan çok tahrip ettiğini göstermesi bakımından ilgi çekicidir. Tamir ve tahribin izleri fotoğraflarda açıkça belli olmaktadır.

60 x 60 metrelik bir alana yapılmış olan namazgâhın etrafı 1,50 m. yüksekliğindeki duvarla çevrilidir Duvarın 50-60 cm. yüksekliğe kadar olan kısımları eski olup [ki bu kısımlar taşların rengi ve muntazam oluşuyla kendisini hemen belli etmektedir], diğer kısımları son tamir sırasında yapılmıştır.

Namazgâha kıble tarafından ve mezarlığın içinden girilmektedir. Kıble duvarına bitişik ve girişe göre sol tarafa yakın bir yerde mihrap bulunmaktadır. Mihrap ve minber beraberce yapılmıştır. Mihrap nişi minbere çıkılan iki merdiven arasında yer almakta olup, 147 cm. genişliğindedir. Mihrabın en derin yeri 60 santimetredir. Mihrap nişi 148 cm. yüksekliğine kadar kırık çizgili olarak yükselmekte, bunun üstü ise istiridye motifli bir örtü elemanıyla son bulmaktadır. On üç dilimden müteşekkil olan bu motif, mihrap nişinin merkezinde toplanmaktadır. Ayrıca mihrap nişinin sağ tarafındaki kolonçenin iç yüzünde, sol tarafındaki kolonçenin başlığında birer taşçı işareti mevcuttur.

Mihrabın iki tarafından, sekiz taş basamakla çıkılan minberin etrafı bugün ne yazık ki son tamirde kaba bir şekilde yapılmış bulunan beton korkulukla çevrilidir. 65 cm. yüksekliğindeki beton korkuluk ve mihrabın üstüne dökülen beton döşeme, daha önce minberin ne şekilde olduğuna dair bir ize rastlamamıza imkân vermemiştir.

Namazgâhın kitâbesi, minberin 6 m. kadar solunda ve yerden 1,10 metre yüksekte olup, çevre duvarının içine gömülmüş vaziyettedir. 30 x 59 cm. ebadında blok mermere bozuk bir sülüsle yazılmış kitâbenin üzerinde şu satırlar okunmaktadır [Konyalı 1964: 570].

Abd için yaptı Hüseyin Paşa Musallâ pür usûl
Yazdım oldu deyû bu tarihini hayr-ı kabûl
Sene 948

Daha önce namazgâhın giriş kapısı üzerinde olduğunu bildiğimiz bu kitâbe, son tamir sırasında bulunduğu yerden alınıp [kanaatimce tamir sırasında giriş kapısı çökmüş olup kitâbe yerde bulunuyordu] buraya konmuştur. Kitâbenin hemen altında bulunan kemer taşı da [60 x 145 cm] giriş kapısının kemer taşı olup kitâbe ile birlikte buraya konmuş olmalıdır. Bu iki taşın biraz sağında, kemer taşı ile aynı yükseklikte 18 x 58 cm. ebadında mermer bir taş mevcuttur. Bir silme parçası olduğunu sandığım bu taşın üzerinde helezon şeklinde bir asma dalı ve iki üzüm salkımı görülmektedir. Çevrede yaptığımız araştırmalarda bu taşın nereden geldiğini tesbit edemedik. Namazgâhın çevre duvarının iki safhası [fotoğraflarda görüldüğü gibi] bâriz farklar gösterir. Temiz bir işçilik ve düzgün taşlarla yapılan eski kısım ile moloz taşlardan yapılan yeni kısım birbirinden hemen ayırt edilmektedir.

Mihrabın 10 metre kadar önünde bir taş kürsü daha vardır. Burası kanaatimce müezzin mahfili olarak kullanılmaktaydı. 3,79 x 3,63 metre ebadında olan bu kürsünün üstü, zeminden 143 cm. yüksekte olup yine son tamir sırasında 10 cm. kalınlığında bir beton tabakasıyla kaplanmıştır. 2,46 x 3,79 metre ebadında olan üst kısmına, iki taraftan beşer basamaklı merdivenle çıkılmaktadır. Genişliği mihrabın genişliğine eşittir ve merdiven basamakları mihrapta olduğu gibi tek bir taştan yapılmıştır. Üzerine çıkılan iki merdiven arası boş olup, üst kısmına dökülen beton tabakası yüzünden, daha önce üst kısmının ne şekilde olduğuna dair bir iz kalmamıştır.

Namazgâhın zemini topraktır. Gerek mihrap gerekse müezzin mahfili etrafında herhangi bir taş zemin izine rastlanmamıştır.

Rölövesinde detay olarak verdiğimiz silme ve istiridye motifli niş örtüsünün dışında bir süsleme yoktur. Gerek mihrap gerekse müezzin mahfili, büyük ebatlı ve temiz yontulmuş kirli sarı, aşınmaya oldukça müsait yöresel bir taşla inşa edilmiştir.

KAYNAKÇA

Arseven 1970
Celal Esat Arseven, Türk Sanatı, İstanbul 1970

Konyalı 1964
İbrahim Hakkı Konyalı, Âbideleri ve Kitâbeleri ile Konya Tarihi, Konya 1964