Site Tasarım: Savaş Çekiç Uygulama: İkipixel

Bu sitede bulunan resimler ve dökümanlar M. Sinan Genim'e aittir ve izinsiz kullanılamazlar. Ancak gerekli izin alındıktan sonra ve kaynak gösterilmek kaydıyla kullanılabilir.

Yayımlar / Bildiriler

İKİNCİ GRUP UYGULAMA ÖRNEKLERİ

Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu 14 Ocak 1978 gün ve 10200 sayılı kararıyla "Korunması gerekli yapıların yaşatılabilmesi için zorunlu müdahalelerin ölçüsü konusunun, gerek kurulumuz üyelerince, gerekse müracaat sahiplerince çözümlenmesi gerekli önemli bir problem olarak belirlemesi üzerine ..." diyerek korunması gerekli yapıları:

I. grup yapılar, II. grup yapılar, III. grup yapılar olarak sınıflandırmış ve uygulamaların bu esasa göre yapılmasına karar vermiştir.

Bu karara göre II. grup yapılar, "Değerlendirmede [tescil] aranan ve 5805 ve 1710 sayılı yasalarda belirtilmiş bulunan niteliklerden özellikle çevresel özelliklerinin önemi açısından, yalnız dış görünümleri ve gabarileri ile korunması gerekli yapılardır..."

Bu tür yapılar, uygulanacak korumaya dönük yapısal girişimler bakımından iki ana, yedi alt bölümde toplanmıştır.

II. grup yapı restorasyonu, özellikle akademik çevrelerde tartışma konusudur. Bu tür yapısal bir düzenlemenin korunması gerekli yapıyı yok ettiği; yerine çağdaş olmayan, bir anlamda eskiyi taklit etmekten öteye gitmeyen, zorlama ve kişiyi yanıltan bir yapı çıkardığı söylenmektedir. Ülkemiz, korunması gerekli yapı açısından -bütün tahriplere rağmen- büyük bir birikime sahiptir. Kanaatimce bütün sivil mimarlık örneklerini -aynen koruyarak- muhafaza etmek mümkün değildir. O halde karşımıza iki seçenek çıkmaktadır ki, bunların biri bu yapılardan vazgeçmek ve yok olmalarını seyretmektir [Bazı çevreler bu yapılardan örnekler toplayarak bir açık hava müzesi yaratmak ve diğerlerini tescilden düşmek gereğinin bir çözüm olduğunu savunmaktadırlar]. Diğer seçenek ise II. grup uygulamalara devam etmektir.

Ülkemiz genelinde bir yapı kargaşası mevcuttur. Gerek kırsal kesimde gerekse şehirlerde yapılaşma olayı çağın gereklerine uymaksızın baştan savma, çirkin ve denetimsizdir. Bayındırlık Bakanlığı bile yapı uygulamasına çözüm bulamadığı, denetleyemediği için konunun çözümünü arayacağına, kolay yolu seçerek teras çatı uygulamasından vazgeçmiş ve mimarları eğimli çatı ile sonuç elde etmeye mecbur tutmuştur.

Bütün bu karmaşa içinde II. grup uygulamaların tamamen olumlu ve doğru olduğunu söylemek güçtür. Ülkemiz korunması gerekli yapı birikimine bir çözüm olan II. grup yapı uygulaması; kanaatimce prensip kararları yönünden değil, uygulamadaki yapı kültürü yönünden eleştirilmelidir.

Evet, çok kötü II. grup uygulamalar vardır ama bunun yanı sıra çok daha kötü yeni yapı uygulamaları da vardır. II. grup yapı uygulaması, mimarlık ve yapı bilgileri dışında, üslûp anlayışı, tarih bilinci ve geçmişe saygı isteyen bir birikimi gerektirir. Üstelik yalnızca teknik bilgi yeterli değildir ayrıca deneyim gerektirir. Mimarlık eğitimi yapan kuramlarda haftada iki saati geçmeyen rölöve dersi ile konuya yaklaştırılmaya çalışılan mimarlar -daha büyük bir çoğunluğu teşkil eden inşaat mühendisleri ise bu tür bir eğitimden hemen hemen hiç geçmemektedirler ve mimarlara göre daha çok uygulama yapabilmektedirler- meslek hayatlarının başlangıcında, hiçbir uygulama birikimine sahip olmadan, böyle zor bir yapı olayı ile karşılaşmakta ve sonuç olarak çok kötü uygulamalar ortaya çıkabilmektedir.

Kanaatimce genelde II. grup uygulamalar arasında çok kötü örnekler vardır fakat bu II. grup uygulamanın yanlışlığını göstermez. Çözüm, belli bir bilgi birikimi sağlamadan bu tür uygulamalara girişmemektir. Yasal düzenlemeler, denetim ve cezalar çözüm değildir, mal sahiplerinin baskısına dayanacak genç mimar arkadaşlarımızın sağduyusunun konuya en iyi çözümü getireceğine inanıyorum.

SAİD HALİM PAŞA YALISI TAÇ VAKFI UYGULAMASI
Said Halim Paşa Yalısı İstanbul Boğaziçi’nin Rumeli yakasında, Yeniköy Carlton Oteli’nin hemen yanında yer almaktadır.

1863 yılında Kahire’de doğan, 1921’de Roma’da ölen Said Halim Paşa Osmanlı vezirlerinden Prens Halim Paşa’nın büyük oğludur. Devlet şûrası üyeliği ve Osmanlı Devleti’nde sadrazamlık yapmıştır.

Rıhtımdaki aslan heykelinden dolayı "Aslanlı Yalı" olarak ta tanınan yalının mimari ve sanat değeri yanında, 1914 Ağustosu'nda burada imzalanan Türk-Alman ittifakından kaynaklanan tarihî bir değeri de vardır.

XIX. yüzyılın sonlarında inşa edilmiş olan yalı, zamanın barok üslûbunda ve Batı etkinliğinin görüldüğü bir tarzda inşa edilmiştir. Yalı daha sade olan dış görünüşüne rağmen, iç mekânlarında bir şark sarayını andıran unsurlarla bezenmiştir.

Boğaz yolunun geçmesiyle yalının arkada devam eden orijinal setli bahçesi bölünmüş ve bugün bir bölümü Carlton Oteli’nin motel kompleksi olarak kullanılmaktadır.

Yalıya Boğaz cephesinde rıhtımdan merdivenlerle çıkılan bir balkondan giriliyordu. Bu giriş Said Halim Paşa’nın özel çalışma ve kabul odalarına geçişi sağlıyordu. Bugün bu hacimler müze olarak değerlendirilmiştir.

Ayrıca rıhtımdan yalının iki yanında devam eden beyaz boyalı döküm parmaklıklarla ayrılmış harem ve selâmlık bahçelerine geçilmektedir. Yalının iki yanına sonradan ilâve edilmiş ahşap camekânlı, art nouveau harem ve selâmlık girişlerine bahçeden mermer merdivenlerle çıkılmakta, bu girişlerde birkaç basamakla zemin kattaki hollere ulaşılmaktadır. Bu iki hol de zengin alçı nakış ve kalem işleriyle dikkati çekmektedir.

Üst kata harem holündeki zengin unsurlarla süslü barok merdivenle ulaşılmaktadır. Tek kolla bir sahanlığa kadar çıkılmakta sonra iki kola yarılarak galeriye ulaşılmaktadır. Bu galeri etrafında sıralanmış konser salonu ve servis hacimleri, Venedik odası, harem oturma odası ve Japon odası bulunmaktadır. Salon ve odaların zengin tefrişatı ve bilhassa fildişi ve sedef kakma kapıları eşsiz değerdedir.

Yalının mâliki olan Turizm Bankası Genel Müdürlüğü’nün, TAÇ Vakfı’na yalının rıhtımında meydana gelen çöküntüler ve taşıyıcı duvarlardaki çatlamalar, çatı fenerindeki su problemleri, kısaca yalının onarımıyla ilgili müracaatları neticesinde imzalanan 16 Haziran 1981 tarihli protokol gereğince vakfımız hem projelendirme hem de uygulama hizmetlerini üstlenmiştir.

Bu aşamadan sonra rölöve ve restorasyon çalışmaları TAÇ Vakfı teknik bürosunca yürütülmüştür. Bünyesindeki Bilim Kurulu’na danışmak suretiyle restorasyon projeleri tamamlanmış ve Anıtlar Yüksek Kurulu’nun onayına sunulmuştur. Kurulun 13 Aralık 1980 tarihli onayından sonra inşaatın ihalesi yapılmış ve Ağustos 1981’de uygulamaya geçilmiştir.

Restorasyon araştırma ve projelendirme işlerinin birinci aşaması olan rıhtım takviye projelerinin hazırlanıp, uygulama kontrollüğü İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi Zemin Mekaniği ve Temel İnşaatı Kürsüsü’nce yürütülmüştür. Rıhtım yenilemesi tamamlandıktan sonra çatısı tamamen elden geçirilmiş, ortadaki fener çatı içine alınarak çatı ile bütün haline getirilmiştir.

Binanın taşıyıcı sistemi yükleme yapılarak kontrol edilmiş, dış cephe kaplaması elden geçirilerek izolasyon teçhizatlı özel boya ile boyanmıştır. Yenileme işlemleri içerisinde tesisatın değiştirilmesi, sıhhi tesisatın elden geçirilmesi, ısıtma ve havalandırma ile yeniden yangın ihbar sisteminin kurulması da bulunmaktadır.

İç tezyinatta hemen bütün döşeme, tavan ve duvarlar elden geçmiş, kalem işi, alçı tavan ve varak işleri orijinaline uygun olarak tamamlanmıştır. Yalının mevcut orijinal dekorasyon elemanları olan avize, kapı kolu, perdeler temizlenerek yeniden yerine montajları yapılmıştır.

Kuzeye bakan harem bahçesi ve onun önündeki rıhtım Turizm Bankası’nca plaj olarak işletilmektedir. Bu işleve cevap verecek bahçe düzenlemesi yapılmış, orijinal havuz onarılarak soyunma kabinleri, tuvalet, duşlar ve büfe ilâve edilmiştir. Bütün onarım işlemleri için 133.065.000 TL harcanmıştır.

BÜYÜKADA'DA BİR KÖŞK
Büyükada’da bulunan bahçe içindeki ahşap yapı diğer bir örnek olarak seçilmiştir. Orijinalde tek aile kullanımı için planlanan yapı, zaman içinde katlara ayrılmış, iç merdiven kapatılmış ve kat ulaşımları dışa ilâve edilen betonarme merdivenlerle sağlanır olmuştur. Yeniden tek bir aile tarafından alınan yapı, ahşap sisteminin sağlam oluşu ve yazlık kullanım dolayısıyla yıkılmadan yenilemeye tâbi tutulmuş, dıştaki ekler temizlenmiş, çürüyen ve deforme olan ahşap taşıyıcılar ve kaplama aynı malzeme ile değiştirilmiştir.

Islak hacimler yeniden düzenlenmiş ve günümüz gereksinimlerine cevap verecek hale getirilmiştir. Yalnız birinci katta taşıyıcı olmayan oda duvarları kaldırarak, bu kat yaşam katı haline getirilmiştir.

Yapının yeniden tek aile kullanımına geçmesi kanaatimce çok özel bir durumdur. Genelde tek aile kullanımından, çok aile kullanımına geçiş olduğu durumlarda böyle bir uygulama, kullanım özellikleri dolayısıyla mümkün değildir. Bu da planlamanın değişimini gündeme getirmekte, yapı cephesinde bazı yeni düzenlemelere yol açmaktadır. İşte müdahalenin boyutları burada tartışılır olmaktadır. Ne kadar korumalıdır? Nasıl müdahale edilmelidir? Kanaatimce mal sahibinin istek ve müdahalelerine dur diyebilecek sağduyulu mimara burada gerek vardır.

ARNAVUTKÖY'DE BİR YALI
Arnavutköy yalı boyundaki bu yapı bir ikiz evin yarısıdır. XX. yüzyıl başında tek aile için planlanan yapı zaman içinde kat kat bölünerek kiraya verilmiş ve ikizinde de görüleceği gibi gerek iç gerekse dış etkenler sonucu önemli ölçüde tahrip olmuştur. Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu’nca II.A.2 olarak gruplandırılan bu yapı dış mimari görüntüsü dış cephe elemanları ve malzemesi aynen korunarak yenilenmiştir [II. grup yapı uygulamasında tam açıklığa kavuşmamış olan bir durum yapının yıkılması konusudur. Genelde Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu yenileme [restorasyon] projesini onaylamakla birlikte, yapının yıkılması konusunda herhangi bir açıklamada bulunmamaktadır. Uygulayıcı ile Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu arasında yazılı olmamakla birlikte varılan uzlaşma sonucu kâgir yapılar dış duvarları aynen korunarak, ahşap yapılar ise betonarme veya kâgire çevrilip üstü orijinaldeki malzemeyle [genelde ahşap, pek azı çinko gibi değişik malzeme] kaplanarak yenilenmektedir. Özellikle çok katlı ve statik açıdan sakıncalı olan kâgir yapılar için verilen özel yıkma izinleri bu görüşümüzü destekler doğrultudadır].

Yoğun bir trafik akışının bulunduğu Arnavutköy caddesinden yüz alan yapıya, bitişik nizam ve dar cepheli olduğundan, bodrum katı yapılma gibi bir istek bulunmamasından, genel uzlaşma doğrultusunda yalnızca kısmen volta, kısmen de ahşap olan çatısı ve döşemeleri sökülmek, yığma tekniğinde yapılan deniz ve kara cepheleri ise olduğu gibi tutulmak -askıya alınmak- suretiyle müdahale edilmiştir. Orijinalde yüksek olan iç yükseklikler, pencere boyutları ve balkon çıkışları sebebiyle hemen hemen aynen muhafaza edilmiş, ancak yol tarafında zemin kat ile birinci kat arasına salona bakan ve üst pencerelerden ışık alan bir ara kat -çalışma odası- yerleştirilmiştir.

Söz konusu yapının bulunduğu bölgede arsa kıymetleri çok yüksektir. Bu sebeple yeni yapı iki daire olarak planlamış ve ikinci kat tavanı alçaltılmak ve mevcut çatı eğiminden faydalanılmak suretiyle ikinci bir kat daha kazanılmıştır [21 Eylül 1979 tasdik tarihli ve 1/5000 ölçekli Boğaziçi Nazım Planı’nın 3.5.3 maddesi buna izin vermekteydi]. Bu sebeple eskisinden farklı olarak yalnızca yapının deniz ve kara cephelerinde çatıda üçer yeni pencere ortaya çıkmıştır.

Yapının dış cephesindeki silme ve derzler sıva ile yapılmıştır. Zaman içinde duvar yüzeyinden ayrılan, hatta ikizinde de görüleceği gibi yer yer dökülen bu sıva sökülmüş, yerine yeniden -beyaz çimento, küfeki tozu ve mıcırı- taş taklidi sıva yapılmıştır. Zemin kattaki sırları dökülen tuğlalar sökülmüş, yerine prese tuğla konulmuş, metal aksam aynen muhafaza edilmiş, pasları temizlenerek boyanmıştır. Buna karşılık ahşap doğramalar aslına sadık kalınarak tamamen yeniden yapılmıştır.